Didem Tomaslar “PKK’NIN LAİKLİK SÖYLEMİ” Bölüm 5

Didem Tomaslar PKK’NIN LAİKLİK SÖYLEMİ Bölüm 1

1990’LARDAN GÜNÜMÜZE PKK’NIN LAİKLİK SÖYLEMİ

3.1. 1990’LARDA PKK’NIN LAİKLİK SÖYLEMİ

PKK’nın 1990’lardaki laiklik söylemini etkileyen temel faktörlerden biri Hizbullah hareketinin rakip unsur olarak ortaya çıkmasıdır. Öte yandan dış konjonktürde Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve sosyalist ideolojinin düşüşe geçişi PKK için ideolojideki esneklik dönemine yol açmış, sonuç olarak bu durum, örgüt için dine bakışını yeniden ele alma ihtiyacı doğurmuştur. Bu yeniden ele alış döneminde PKK, kendisine yakın dini örgütlenmeler yoluna gitmiştir. PKK açısından İslam’a yönelik söylem esas olarak 1990’larda değişmeye başlamış, 2000’lerde tutum değişikliği daha derinlikli bir hal almıştır.

Bu değişim sürecinde belirleyici unsurlardan biri Öcalan’ın 1989’da yazdığı Din Sorununa Devrimci Bakış isimli kitapta yer alan görüşler ve bu görüşlere uygun olarak pratikteki yeni uygulamalardır.Kuruluş döneminde İslam’a yönelik ‘sömürgecilerin ajan kurumu’ ve “Truva atı” gibi söylemleri kullanan Öcalan,  1990’larda İslam’ı egemenlerin aracı olmaktan çıkarıp ezilmişlerin dini olarak yorumlamak gerektiğini vurgulamıştır. 1990’lardaki bu söylem değişimi sorulduğunda Gündoğan (2015) ortaya çıkan tabloda dönemler arası farklılığa işaret etmektedir. PKK’nın kuruluş döneminde laisizmin ve sosyalizmin iç ve dış ideolojik ortamdaki baskınlığı, dine yönelik alttan almayı değil cepheden saldırmayı gerektirmektedir. 1990’larda ise söz konusu dinle uzlaşma söylemi baskın konjonktürel gerçeklik nedeniyle gerçekleşmiştir. Gündoğan, 1990’lardaki söz konusu değişikliği şu gerekçelerle açıklamıştır:

Yeni dönemdeki söylemi etkileyen faktörlerden biri laik ve sosyalist ideolojilerin dünya ölçeğinde inişe geçmiş olmalarıydı. Sosyalizmin 70’lerdeki enternasyonal planda yükselişi nasıl dinciliğe karşı saldırıyı teşvik etmişse, gerilemesi de dinle uzlaşma söylemini teşvik etmiştir. Keza alana giren dinci partilerin (Hizbullah vb.) bir rakip olarak belirmeleri de alanın yapısında değişiklik anlamına gelmektedir ve PKK’nin dinle ilgili söylemi üzerinde etkide bulunmuştur. PKK 1990’lardan sonra esas olarak sosyalist, ya da Kürt milliyetçisi gruplarla değil, dinci gruplarla (AKP ve Hizbullah) rekabet etmektedir. Bu politik rekabet ve askeri çatışma, dini söylem üzerinde etkide bulunmaktadır. (Gündoğan, 2015)

PKK’nın tutum ve söyleminde 1990’lar, kuruluş dönemi ve devamı sayılabilecek 1980’lere kıyasla farklılıklar içermektedir. 1990’lar, dünyada yükselen ideolojik trendler, bölgede değişmeye başlayan rakip aktörler ve Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle esneyen ideolojik tutumla, PKK stratejilerinde önemli bir virajteşkil etmektedir. Yağan, PKK’nın 1990’lardaki söylem değişikliğini şu ifadelerle açıklamaktadır:

Hizbullah ve PKK çatışmaları sırasında PKK’ye karşı kullanılan ‘Ermeni’, ‘dinsiz’ gibi iddialar inançlı Kürt toplumunda belli bir etki elbette yaratıyor. Öcalan’ın ve PKK’nin “İslam’ın gerçek özü”, “İslam’ın ezilmişlerin dini olması” gibi teorizasyonları yine bir siyasal ihtiyaca verilen cevaplar oluyor. Ben 90’lı yılların başında, PKK’nin bütünlüklü biçimde İslam’ı kapsamak, anlamak gibi bir dönüşüm çabası içinde olduğunu düşünmüyorum. Ama bir söylem değişikliği olduğu açık… Daha çok karşı propagandayı göğüsleyebilmek için İslam’ın Kürtlere devlet ve diğer örgütlenmeler tarafından anlatıldığı gibi olmadığını vurgulayarak siyasi etkiyi korumaya çalışıyorlar. 1990’lı yılların PKK açısından bir diğer özelliği Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra Marksist-sosyalist kimliğinin geri plana itilmesidir. Bu da PKK üzerinde İslam veya yerel burjuvazi ile ilişki kurmasını etkileyen ideolojik baskıyı azaltmış hem de dünya genelinde zayıflayan sosyalist hareket PKK üzerinde bir siyasi etki ve baskı da oluşturamamıştır. Bu tabloda sosyalizm ideolojisine dışsal kimi etkilenimlere açık hale gelmesi mümkün olmuştur. Ama özetle, PKK’nin 1990’lı yılların hemen başında İslami kimi söylemler tutturması, İslamcı kişilerle örgütsel-politik ilişki kurması alan tutma amacıyla bir taktik olarak başlamış ve evet 2000’li yıllarda daha derinlikli bir biçimde İslam, Kürt hareketine sirayet etmiştir. (Yağan, 2015)

1990’larda Hizbullah, 2000’lerden günümüze kadar ise AKP, PKK’nın dini söylem geliştirme ihtiyacında etkili rekabet unsurları olarak ortaya çıkmaktadır. Bu noktada PKK’nın ikircikli pragmatist tavrı, bir tarafta Batı’ya İslami yapılanmaları işaret ederek onlarla mücadele ettiği mesajını vermek, diğer taraftan kendi tabanını ve hitap ettiği kitlenin hassasiyetlerini gözetmek olmuştur. PKK kuruluş döneminde İslam’ı Kürtlerin milli uyanışına engel bir olgu olarak tanımlarken 1990’larda ise İslam’ın sosyolojik gerçekliği ve kültürel boyutuyla değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

PKK, 1990’larda ise İslam’ın sosyolojik gerçekliğini kesin olarak kabul etmiştir. Bu kabullenişi yeni stratejisinin doğmasına neden olmuştur ki ezilenlerin dini İslam’ın, mücadeleleriyle çelişmediğini ifade etmiştir (Öcalan, 1989/2008). Bölgedeki din adamları PKK’ya sempatiyle yaklaşıyorsa ‘gerçek dindar’, PKK’ya mesafe koyuyorsa ‘hain’ olarak adlandırılmıştır. Zira 1990’lardan sonra PKK, kendi imamlar yapısını, Alevi birliklerini oluşturmuştur. 2000’lerin sonunda ise Öcalan’ın talimatıyla Demokratik İslam Kongresi toplanmıştır. Söylem dalgalanmaları ve nedenleri ikinci bölümde incelendiği üzere dönemsel koşullardan ve strateji tasarılarından da etkilenmiştir. Yağan, 1990’lardaki tavrı şu şekilde özetlemektedir:

PKK’nin 1990’lı yıllarda yine devlet destekli Hizbullah ile çatışması da hem laik kimliğini güçlendirmiş, hem de siyasal alanda gericilik karşıtlığını öne çıkarmasına yol açmıştır. PKK’yi dinsizlikle suçlayarak örgütlenmeye çalışan Hizbullah’a karşı Kürt hareketi bir inanış ve düşünce bütünlüğü olarak dinle bir çatışmaya girmemiş fakat bir yandan kadın hakları, modern yaşam gibi laik kimliği besleyecek savunulurda bulunmuş, diğer yandan ise Hizbullah’a ve devlete bağlı olduğunu bildiği dini kişiliklere dönük de saldırılar gerçekleştirmiştir. Bu süreç aynı zamanda PKK’ye yakın “yurtsever imamlar”ın da örgütlenmeye, harekete katılmaya başladığı bir süreçtir. (Yağan, 2015)

PKK’nın 1990’larda karşı karşıya olduğu iç ve dış konjonktür stratejileri ve söylemi üzerinde etkili olmuştur. Takip eden bölümde Hizbullah hareketinin laiklik söyleminde nasıl bir belirleyiciliği olduğu ve Öcalan’ın bu dönemde değerlendirmelerini arttırdığı din-devlet ilişkilerine, laikliğe bakışındaki söylemleri ve dönemsel farklılıklar incelenecektir.

3.1.1. “Kürt Haması” Hizbullah

Türkiye’de 1990’lar PKK ile Hizbullah arasında çok şiddetli çatışmalara sahne olmuştur. Hizbullah, şeriat hükümlerine bağlı bir devlet kurma amacında olduğu iddiasıyla öncelikli olarak bu amaca hizmet etmeyecek rakip siyasi hareketleri yok etmek üzerine bir strateji kurgulamıştır. İran Devrimi’nden etkilenen bir grup Kürt gencin 1970’li yılların sonlarında, Batman merkezli olmak üzere kitapevleri çevrelerinde başlattığı Hizbullah hareketi, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından kurumsallaşma yoluna girmiştir. Hizbullah, PKK’yı, Partiye Kâfirin Kürdistan (Kürdistan Kâfirler Partisi) diye adlandırmış ve PKK’nın kendisine yönelik her eylemine daha sert karşılık vermeyi prensip edinmiştir. Bölgede Hizbullah- PKK arasındaki çatışmanın zirve yılı 1993 olmuştur (Çakır, 2007).

2000 senesinde Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu polis operasyonu ile öldürülmüş ve örgütün silahlı kanadı tasfiye edilmiştir. O günden bugüne siyasi ve sosyal kanatları ise varlığını sürdürmeye devam etmiştir. 2011 yılında ise AK Parti iktidarı döneminde Hizbullah tahliyeleri gerçekleştirmiştir.

1990’larda PKK’nın laikliğin teminatı oldukları yönündeki söylemlerine etki eden temel unsur Hizbullah hareketidir. PKK, Hizbullah’ı Kürt Haması olarak nitelendirmiştir. Hizbullah tahliyelerini değerlendiren Öcalan, şu ifadelerle bulunmuştur:

Burada yaratılmak istenen Hamas’tır. Hamas’ı yaratarak nasıl ki FKÖ’yü bitirdilerse, -biliniyor ki Hamas, FKÖ’lüleri dördüncü beşinci katlardan aşağılara atarak vahşice öldürüyordu- burada yarattıkları sahte İslamcılıkla da Kürt hareketini bitirmeye çalışacaklar. Bunlara Kürt Hamas’ı demek de doğru değil, bunlar şebekedir, evet bunlara “şebeke” diyeceğim. Bu şebekeler, bir de Müslümanız diyorlar, bunların dinle de İslamiyetle de alakaları yoktur. (Öcalan, 2011)

 Öcalan’ın Hizbullah hakkında İslamiyet’le alakası olmayan örgüt şeklindeki yorumları PKK’nın genel söylemini yansıtmaktadır. PKK söyleminde Hizbullah, sahte İslam temsilcileri, devlet tarafından desteklenen hain ve ajanlar olarak görülmüştür. PKK’nın Hizbullah’ın karşısında kendini ‘laikliğin bekçisi’ gibi konumlandırıp konumlandırmadığını sorulan Gündoğan (2015) PKK’nın bu söylem yerine Hizbullah’ın ‘sahte İslam’ı’ temsil ettiği yönündeki söylemin daha ağırlıklı olduğunu ifade etmektedir.

PKK, Hizbullah’ın İslami hedeflerinin bölgeye zarar vereceğini bölge dışındaki katmanlara söylem olarak kullanmış, bölgede ise Hizbullah’ın samimi bir İslami yapılanma olmadığı söylemini kullanmıştır. Bu söylem farkı örgütün laiklik söyleminin genel karakterini de oluşturmaktadır. Bölgede Hizbullah’ın gerçek İslam’ı yansıtmadığı işaret edilirken batıya ise Hizbullah’ın İslami hedeflerinin demokratik ve laik değerlerle bağdaşmadığı yönünde söylem benimsenmiştir.

Hizbullah ve PKK arasındaki farklar Türkiye’de siyasal İslam çalışan araştırmacıların da dikkatini çekmiştir. 2008’de Türkiye’de Siyasal İslam başlıklı bir kitap yayınlayan İngiliz gazeteci GarethJenkins (2014) Agos gazetesine Hizbullah hakkında verdiği mülakatında şu ifadelerde bulunmaktadır: ‘‘PKK gibi köken olarak Marksist bir örgüt; böyle dindar bir toplumdan, bu denli büyük bir destek alabiliyorsa bu devletin berbat politikaları yüzündendir. Çünkü Kürt toplumuyla PKK’yı yan yana getirdiğimde bağdaştıramıyorum.’’ Mülakatın devamında siyasallaşan ve silahı bırakmış olan Hizbullah’ın sistemde yükselen bir güç olacağını ve mevcut sisteme gerçek tehdidin Hizbullah tarafından geleceğini ifade etmektedir. Laiklik bağlamında baktığımızda PKK bu kartı kullanmıştır. PKK’nın Hizbullah’a karşı laikliğin koruyucusu olduğu yönünde bir tutum içinde olup olmadığı sorulan Cemil Gündoğan konuyu şöyle değerlendirmektedir:

Kürt Hizbullahına gelince, PKK’liler, “laikliğin bekçisi” söylemlerinden çok, “Türkiye’deki Hizbullah, gerçek bir Hizbullah değildir, devletin bir ajan örgütlenmesidir”; “Lübnan’daki gerçek Hizbullah, Türkiye’deki Hizbullah’ın yaptıklarına kuşkuyla bakıyor” türünden söylemlerle Hizbullaha karşı söz savaşı yürütüyordu. O yıllarda çıkan ve benim de köşe yazısı yazdığım Özgür Gündem ve Özgür Politika gibi gazetelerde böyle haber-yorumlar okuduğumu hatırlıyorum. Bu yazılardaki açık veya ima yollu iddialara göre Hizbullah, İran gibi anti-emperyalist olmalıydı, ABD’nin Ortadoğu’daki ajanı olan Türk devletinin işbirlikçisi değil. Yani Hizbullah’a karşı laikliğin bekçisi PKK söyleminden ziyade, Hizbullah’ın sahte ve işbirlikçi bir güç olarak teşhir edilmesidir. (Gündoğan, 2015)

Hizbullah’ın laiklik konusunda görüşü laikliğin Müslüman yaşam tarzına uygun olmadığı yönündedir. Hizbullah ile toplumsal tabanları benzer olan 2013 yılında kurulan siyasi parti HÜDA PAR (Hür Dava Partisi) Genel Sekreteri ve Parti Sözcüsü Mehmet Yavuz’un laiklik hakkındaki şu değerlendirmesi, bölgedeki İslami kimlikte siyaset yapan diğer hareketlerin de genel tavrını özetler niteliktedir:

Türkiye’de laikliğin uygulama alanı dinlere eşit mesafede olmak tanımına uygun gelişmemiştir. Din ve devlet işlerini ayırmak olarak olmuştur. Laiklik, dindarlara yönelik baskı unsuru olarak kullanılmıştır. Zaten laik bir ülkede diyanet işleri başkanlığı olmaz. Devletin kendisi dahi laik olmayı becerememiştir. Devlet, laikliği işine geldiği gibi yorumlamış, dindar insanlara yönelik bir baskıya hatta şiddete dönüştürmüştür. Bireysel anlamda laik olmadığımız gibi, toplumsal-kamusal hayatta da laikliğin insanların diledikleri gibi dinlerini yaşamalarına engel olmaması gerektiği kanaatini taşıyoruz. Eğer laiklik her dine eşit mesafede yaklaşmak olarak uygulansaydı normal karşılanabilirdi, ama genel anlamda Türkiye’de Fransız tipi Jakoben laik bir anlayışla dindar insanlar olmadık zulümlere maruz bırakıldı. (Yavuz, 2014)

Bu ifadelerden anlaşıldığı gibi HÜDA PAR, laiklik kavramını kategorik olarak reddetmemekle birlikte bir takım liberal çevrelerin savunduğu gibi laikliğin araçsallaştırılarak yaşam biçimlerine baskı uygulanmasına karşı bir söylem geliştirmiştir. Hizbullah içinde PKK’yı bölgenin dini değerlerine ve Kürt halkının yaşam tarzına zarar veren devletin laiklik projesi olarak tanımlayanlar olduğu gibi PKK içinde de Hizbullah’ı devletin maşası ve ajanı olarak değerlendiren iddialar sürekli olarak dillendirilmiştir.

PKK, hem sahte İslam, düşman devlet güçlerince yaratılmış sanal örgüt, işbirlikçiler, Kürtlerin Haması, ajanlar Hizbullah’ı marjinalize etmiş hem de 1990’lara dair değerlendirmelerde örgütün, laikliği koruduğunu vurgulamıştır (Bayık, 2015).

3.1.2. Öcalan’ın Din-Devlet ilişkisi, Laiklik ve İslam Hakkındaki Söylemlerinin Çerçevesi

PKK örgütünün lideri Abdullah Öcalan’ın kitaplarında, söylemlerinde ve avukat görüşmeleriyle örgütsel tabana yolladığı mesajlarda laiklik ve din-devlet ilişkileri hakkında birbirinden farklı dönemlerde farklı açıklamaları bulunmaktadır. Öcalan, örgütün kuruluş yıllarında anti-laik güçlerle ve gericilerle mücadele ettiğine vurgu yaparken 1980’lerin sonundan itibaren Türkiye’deki laikliğin ikiyüzlülük ortamı yarattığını ifade etmiştir. Zamansal bütüncüllük içinde bakıldığında farklı açıklamalar tutarsız ve gitgelli bir fikir dünyasına değil örgütsel stratejik yönelimlere işaret etmektedir.

1980’lerde etkinliği belirginleşen ve 1990’larda kurumsallaşması güçlenen İslami yapılarla rekabet dili ve sisteme egemen olan yeni atmosfere uyum çabasında kurulan yeni dil söylemin belkemiğini oluşturmaktadır. PKK için İslam’ın tamamen reddedilmesinden sosyolojik gerçeklik olarak kabul edilmesi aşamasına geçilmesi PKK’nın söylem değişimindeki temel etkilerden biridir. Öcalan’ın laiklik hakkındaki görüşleri İslam’a yönelik görüşleriyle de etkileşim halindedir.

Öcalan’ın İslam’a yönelik bakış açısı en geniş stratejisi üç dönemden oluşmaktadır. Bu dönemler, kuruluşunda İslami yaklaşımları ve referansları -önceki bölümlerde işlendiği üzere- reddetmek, 1990’lara doğru İslam’ın toplumsal ve kültürel boyutunu kabullenmek ve 1990’larda İslam’ı örgüt ideolojinin kumaşına uygun biçimde yeniden yorumlama dönemleridir. İslam’ı Kürt milli kimliğinin uyanışını engelleyen en tehlikeli uyuşturucu olarak gören Öcalan, 1990’lara doğru dinin sosyolojik gerçeklik ve önemli bir araç olduğunu kabul etmiştir (Semiz, 2013).

Öcalan’ın İslam’ı yeniden yorumlamasının işaretlerini en güçlü biçimde 1989’da kaleme aldığı Din Sorununa Devrimci Yaklaşım kitabında vermiştir. Kitapta Öcalan (2008: 27) Türkiye’de sol grupların varlığının 12 Eylül askeri darbesiyle silindiğini, oysa İslamiyet’in 1400 yıldır varlığını sürdürdüğünü ifade ederek dinin sosyolojik gücünü kabul etmektedir. İslam’ın öneminden bir şey de kaybetmeden varlığını sürdürmesinde kılıç, ideolojisi, kararlılık ve moral faktörleri olduğunu belirtmiştir. Dini insan icadı gibi gören Öcalan (2008: 51-79) dinin dayatma ile zorla doğmadığını ve insanla birlikte var olduğunu ifade etmektedir.

Öcalan, dinin bir gerçeklikten çok, bir gereklilik olduğunu, insanın zayıflığından türediğini dolayısıyla insan icadı olduğunu, koşulların sonucu olduğunu şöyle ifade etmektedir:

Din, bütün zayıflıklarını kapatmada, korkularını, endişelerini, acılarını gidermede insanoğlu için bir ilaçtır. Hem de gereklidir. İlk insan, neden bilimsel gerçeklere ulaşmadı, neden yanılgılara, saplantılara kapıldı, denilemez. Çünkü o günün koşullarında bundan farklı davranamazdı. O halde, ilk insanın gerçeğini daha iyi anlamak gereklidir. (Öcalan, 1991: 6)

Öcalan, tek tanrılı dinlerin kaynağını, çok tanrılı dinler görmektedir. İslamiyet’in kutsal kitabı Kuran-ı Kerim’de yer alan bilgilerin destansı ve mitolojik temelleri olduğunu dolayısıyla Allah’ın sözü olduğunu kabul etmemektedir. Öcalan’ın metinlerinde din, toplumsal çelişkilerin doğurduğu özlemle şekillenmiş insan icadıdır. Sümerler önemli referans noktasıdır. Bu bağlamda Öcalan’ın şu ifadeleri dikkat çekicidir:

İlk ütopya ve destanlar Sümer kaynaklıdır. Cennet ütopyası, Âdem ile Havva’nın yaşamı ve cennetten kovulması, ilk Habil-Kabil kardeş kavgası ve Gılgameş’in yarı tanrı- insan kişilikli destanı yazılı olarak günümüze kadar ulaşmışlardır. Bu ütopya ve destanlarda dile gelen şey, özünde neolitik toplumun eşitlik günlerine özlemle toplumsal çelişkilerden doğan zorlukların yol açtıkları mücadelelerin kendisidir(…) Tüm dinler kaynağını Sümer mitologyasındabuldukları halde, aslına küfür yağdırmayı, inkâr etmeyi en büyük ideolojik saptırma olarak yaşamaktan geri durmamışlardır. (Öcalan, 2011: 354)

Öcalan’ın İslamiyet’e bakışı ile laiklik kavramına bakışı arasındaki benzerlik bu iki kavramın da ‘egemenlerin ideolojik aracı’ olduğu noktasıdır. Öcalan’ın laikliğe getirdiği kavramsal eleştirinin düzlemi laikliğin araçsallaştırılması üzerinedir. Öcalan, laiklik prensibinin laik olduğunu ilan eden devletlerde bile uygulanmadığını, devletin din gibi bir tahakküm aracından vazgeçmediğini ve laikliğin ideolojik bir güç olduğunu ifade etmektedir:

Laik devlet ideası köklü bir devrimden geçmedikçe ütopik bir ideadır. Ancak örtük veya açık dinli devletten bahsedilebilir. Devlet ancak dinsel örgülerinden sıyrılıp gerçek laik bir niteliğe kavuşabilir (…) Dünyada bugün sayıları iki yüzü geçen her ulus-devlet laik olduğu kadar Masonik’tir. Kapitalist modernitenin ideolojik hegemonyasının temel gücüdür. Etkileri küreseldir. Bu konumlarını halen pekiştirerek sürdürmektedirler. Diğer etkili oldukları odaklar medya tekelleri, üniversite hocaları başta olmak üzere dünyanın stratejik gidişatında pay sahibi olan birçok sivil toplum kuruluşlarıdır. Laik dünya dedikleri modernitenin akıl hocaları ve denetmenleri konumundadırlar. Dünyevi, seküler dedikleri işlevleri bu kapsamdadır. (Öcalan, 2004: 235)

Öcalan, Kemalizm’in laiklik anlayışını Batı işbirlikçiliği olarak tanımladığı görüşlerini şu sözlerle ifade etmiştir:

Din ve devlet işleri ayrıdır. Laiklik ilericiliktir diye geliştirmeye çalıştıkları safsataya inanılmamalıdır. Laiklik Batı’nın ve Siyonizm’in çıkarlarını dikkate alan Orta Doğu halklarının ise sınıfsal ulusal kurtuluşlarını örtbas etmede kullanılan bir yaklaşımdır (…) Laikliği bir devrim olarak kabul etmeyiz. Orta Doğu halkları bilakis Anadolu ve Kürdistan’a dayatılmış Batı oyunundur. Batı işbirlikçiliğidir.(…) Kemalizm’in laiklik anlayışı Batı uşaklığıdır. TC laiklik ilkesiyle Anadolu halkına savaş açmıştır. (Öcalan, 2008: 41-64)

Görüldüğü üzere Öcalan, Kemalizm laikliğini halkın değerlerine savaş açmak olarak değerlendirmektedir.

1990’lar Türkiye’sinde İslami yapılanmalar güçlenirken PKK bir taraftan laikliğin güvencesi olduğunun mesajını verirken diğer taraftan dini motivasyon arayışları içinde olmuştur. Öcalan, (1994: 297) Demokratik Devrimde Halk Serhildanları kitabında “Allah’ın yolu PKK’nın yoludur” diyerek PKK militanlarının cihat yaptığını savunmuştur. PKK çift yönlü olarak bir taraftan laik, çoğulcu siyaset anlayışı iddiasıyla İslami kimlikteki yapılanmaların bölgede güçlenmesini engellediği mesajını verirken bir taraftan İslami Kürt tabanıyla ortak olan kesimlerini etkilemenin yollarını aramıştır. İslam’ın örgüt kumaşına uygun biçimde yorumlanma çabasını Öcalan’ın şu ifadelerinden anlamak da mümkündür:

Laiklik ikiyüzlülüğünün gerçekten karmakarışık hale getirdiği ortamda, gerçeklerin hakkını vermek, İslam dinin doğru yanlarını iyi kavramak ve dürüst din adamlarını örgütlemek görevdir. İslam dini ile ulusal kurtuluş arasındaki doğru ilişkiyi Kuran ayetlerine dayandırmak, İslam’ın gerici özünü tasfiye edip olumlu taraflarından faydalanmak ilerici özüne sahip çıkmak gerekmektedir. (Öcalan, 2008: 50)

Yağan (2015) örgütün, laiklik söylemindeki esnemenin Kürt toplumunun yapısını hesaba katılması ve laikliğin ileri bir modelle üretmeye çalışması olarak okumaktadır. Bu değişikliğin taktik olmanın ötesinde bir ilkeler bütünü olduğuna işaret eden Yağan görüşlerini şu ifadelerle savunmaktadır:

PKK’nin laikliği belli ölçülerde korumaya, örneğin kadın erkek eşitliği, şeriatın toplumsal yaşamda egemen olmasının engellenmesi, eğitimde bilimsel işleyişin korunması, ülke yönetiminde dini kimliğin değil siyasal kimliğin ve yeterliliğin baskın hale getirilmesi gibi değerlerin ve kuralların sahiplenilmesi şeklinde devam edeceğini düşünüyorum. Bu anlamıyla laiklikten işine gelince hemen vazgeçecek bir hareket değildir. Fakat onu Kürt toplumunun yapısını hesaba katarak esnetecek ve ileri bir modelle üretmeye çalışacaktır. (Yağan, 2015)

Yağan’a (2015)  göre PKK’nın bölgede İslami hassasiyetlerin bayraktarlığını yapan AKP aktörüne karşılık esneyen laiklik tutumu, taktiğin ötesine geçmiş ve toplumsal karşılık bulmuş bir tutum olarak görülmektedir. Öcalan, Kemalist laikliğe eleştiri getirirken‘gerçek’ laikliğin tarikat ve mezheplerin bölgede yaptığı din sömürüsünü engellediğini, kendilerinin de bu anlamdaki laikliği savunan bir hareket olduklarını ifade etmektedir:

Laiklik, din adına ortaya çıkan birçok gerici, tutucu tavır ve davranışa karşı çıkmakla, kısmen de olsa olumlu bir işlev görmüştür. Bu nedenle tümünü inkâr etmek mümkün değildir. Çünkü din, tarikat ve mezhep adına bir yığın sahtekârlık yapılıyor ve korkunç bir sömürü geliştiriliyor. Laiklik ilkesinin bu tür feodal baskı ve sömürü ağına ve halkı uyutma çabalarına karşı çıkması yerindedir. Biz bu anlamdaki laikliğe, yani gerçek laikliğe karşı değiliz. Hatta bu temelde en çok laik olan biziz diyeceğiz. (Öcalan, 2008: 66)

Öcalan, laik Cumhuriyet’in Kürt hareketine karşı dini kullanarak ve tarikatlarla işbirliği yaparak kapitalist modernitenin Türkiye örneğindeki “ikiyüzlülüğünü” gösterdiğini iddia etmektedir:

Bu temelde destekledikleri birçok tarikat vardır. Örneğin, Nakşî tarikatıda bunlardan bir tanesidir ve siyasi yönden en çok desteklenenlerin başında gelmektedir. Unutmayalım ki, bu tarikat, daha Yavuz Selim zamanında Osmanlılar tarafından bir ajan tarikat biçiminde örgütlendirilmiştir. Yani yüzyıllardan beri bu temelde kullanılan Nakşîcilik, basit bir olay olarak görülmemelidir. Kaynağım İdris-i Bitlisi’lerin öncesinden alıyor. Ve temsilcileri günümüzde sadece Bitlis’te de değildir; ülkemizin Güney’ine, Barzanilere dek uzanmaktadır. Hepsi bugün de hükümetle içli-dışlıdır. […] Cumhuriyetin laiklik gerçeğinin ikiyüzlülüğünü gösteriyorlar. Bunların laiklikte ne denli riyakâr ve sahtekâr olduklarını bu örneklerle daha da yakından görebiliyoruz. (Öcalan, 2008: 78)

Kemalizmin laiklik anlayışı gibi Türklerle İslamiyet ilişkisini de ikiyüzlü bulan Öcalan (2008: 31) Türklerin İslamiyet’le ilişkisinin İslamiyet’in benimsendiği dönemden beri ikiyüzlüce olduğunu ve Orta Asya’nın yayılmacı Türklerinin İslam’ı ideolojik silah olarak benimsediğini ifade etmiştir.

İslam’ı, egemenlerin ideolojik silahı durumundan çıkarıp devrimci niteliğinin anlatılması gerektiğini belirten Öcalan, şu ifadelerde bulunmaktadır:

Dinin anti-emperyalist, anti-sömürgeci bir temelde ve halkın tarihi geleneklerine uygun bir mücadele aracı olarak kullanılmasına önayak olmak gerekir. Bir İran deneyiminde olduğu gibi, anti-emperyalist, radikal çıkış örneklerinden yararlanarak, bunların olumlu yönlerini kendi koşullarımızda değerlendirerek ve daha olumlu yönlerini kendi koşullarımızda değerlendirerek ve daha olumlu bir karşılık vererek sonuç alabiliriz. Bu sonuç; din silahını faşizm ve emperyalizme karşı kullanabileceğimizi gösterir. Kullandıkları bu silahı onlara karşı doğrultmak ve böylece onlara hak ettikleri cevabı vermek en doru devrimci tutum oluyor. Bu konudaki görevlerimizi her zamankinden daha iyi görmeli, şimdiye kadar yerine getirmediğimiz görevleri yerine getirmek için, halkın dini duygularına saygılı olmalı, değer vermeli, dinin gerçek ilerici- devrimci özünü değerlendirerek bu silahla bu gerici ajanları (tarikatları) ve emperyalizmin uşaklarını yerle bir etmeliyiz. (Öcalan, 2008: 75-76)

“İslam’ın ilerici ve devrimci yönü” söylemi PKK lideri dolayısıyla örgüt için kuruluş dönemindeki dini dışlama söyleminin önemli ölçüde değiştiğini gösteren önemli bir söylem değişikliğidir. Bu aşamada Öcalan, sosyalizmin İslam ile çelişmediğine yönelik görüşleri şu ifadelerle anlatmaktadır:

PKK, aslında hem devrimci sosyalizmin, hem de devrimci İslam’ın Kürdistan’da iç içe uygulanmasıdır. İşte bazı sahte solcular ‘Sosyalizmle İslamiyet zıttır’ der veya bazı sahte Müslümanlar ‘İslamiyet ile sosyalizm zıttır.’ der. Bana göre zıt değildir. Asr-ı Saadet Müslümanlığı neyse, günümüz PKK’sı odur. PKK, Arabistan’daki Asr-ı Saadet İslam’ının, Kürdistan’da ortaya çıkmış biçimidir. Biraz tarih bilen ve kafasını çalıştıran gerçek Müslümanlığın PKK ile hayat bulduğunu, insanımızın kurtuluşuna en büyük değeri verdiğini ve İslam’ın da amacının bu olduğunu görecek ve büyük mutluluk duyacaktır. Nitekim bazı değerli melleler vardır, kendileri gelip PKK’yı buldular. (Öcalan, t.y: 117)

1990’larda PKK’nın İslam’ın kültürel boyutunun kabullenilişi, devrimci özünün ön plana çıkarılması, İslam’ı ‘egemenlerin ideolojik aracı’ olmaktan çıkarıp ‘ezilenlerin dini’ olduğunun vurgulanması gerektiği yönünde baskın söylemi söz konusudur. İslam, Öcalan için sosyolojik bir olgu olarak ele alınmıştır (Semiz, 2013). Öcalan, İslam’ın Sünni yorumunu siyasal değil kültürel olarak değerlendirmek gerektiğini söylemine yansıtırken kültürel Aleviciliğin siyasal Aleviciliğe dönüştürülmesi gerekliliğinin altını çizmektedir (Öcalan, 1996: 303). Öcalan laikliğin Aleviler tarafından Türkiye’de sahiplenildiğini ama bunun Aleviler için yanılgı olduğunu, yozlaşmaya neden olduğunu şu ifadelerle aktarmaktadır:

Kültür Aleviciliğini, siyasi Aleviciliğe dönüştürmekle aşılır. Kültür Aleviciliği şüphesiz değerli olmakla birlikte, yetersizdir. Daha çok kapalı kalmış, yüzyıllardan beri, dağ koşullarındaki gibi özgür olmaya özen göstermiş, ama artık günümüzün gelişen ulusal, toplumsal koşullarında bu yetmiyor. Dikkat edilirse aşınmanın bir yolu, çok kötü bir yozlaşmadır. Türkiye’de laiklik ideolojisi, modernizm, Alevicilikte büyük bir desteğe sahip olmuştur. Niçin? Çünkü o özgürlük özelliği burada yanlış bir kanala akıtılıyor. Tutucu olmayalım, özgürlükçü olalım derken, tam bir yozlaşmaya uğruyor. Tam bir devlet oyunuyla sonuçlandığı ortadadır. Burada siyasi kanal yok, hâlbuki özgürlük siyasi kanal ister. Özgürlük tam doğru yaşanılmak isteniyorsa, mutlaka siyasal bir amaca ve araca bağlanmak zorundadır. Bireysel Alevilik; işte düzende bugün yoğun olarak yaşıyorlar, ama köledirler ve üzerinde her türlü oyun oynanmıştır. Bireysel tepkileri var, ama hiçbir sonuca götürmemekte. Neden? Çünkü toplumsal muhalefetle bütünlüğü yok. Neden? İktidar sorununa doğru yaklaşımı yok. Tam tersine, karşısında olması gereken iktidarların elinde bir oyuncak. İşte bazı yozlaşmış, kültür değerleriyle alabildiğine karıştırılıyor ve felç edilmişlerdir. (Öcalan, 1996: 303)

1990’larda Öcalan, Sünniliğin, siyasi boyutunun sömürgecilik olduğu, bu ellerden ‘kurtarılması’ ve kültürel olarak değerlendirilmesi gerektiği, Aleviliğin ise kültürel boyuttan direnişçi karakterini yansıtan siyasi boyuta dönüştürülmesi gerektiğini söylemine yansıtmıştır. Sünni Kürtlüğün yenilmiş ve ihanet etmiş Kürtlük olduğunu ifade eden Öcalan (t.y., 268) Sünni İslam’ın ‘doğru’ değerlendirilmesi ve Aleviliğin muhalif karakterinin güçlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

İslam’ın ‘doğru’ değerlendirilmesi gerekliliği PKK’nın kendi imamlar yapılanmasını oluşturmasına neden olmuştur. Bir anlamda İslam’ı ‘egemenlerin aracı’ olmaktan çıkarıp örgütün aracı haline gelmesi ‘ezilmişlerin dini İslam’ söylemi etrafında şekillenmiştir. PKK’nın dini örgütsel yapılanmaları 1990’larda Öcalan’ın İslam’ı örgüt açısından yorumlama ve araçsallaştırma dönemiyle ortaya çıkmıştır. PKK’da 1990 sonrası başlayan dini örgütlenmeler toplumsal tabana yöneliktir (Semiz, 2013: 151). Bu yapılanmalar günümüze kadar farklı isim ve tüzüklerle faaliyet sürmektedir. 1990’larda başlaması nedeniyle bu yapılanmalara bu bölümde kısaca değinilmektedir. Öcalan, yakalandığında dini söyleminin taktik olduğunu ifade etmiştir (Bozkurt, 2015: 102).

Kürdistan Yurtsever İmamlar Birliği (KYİB), Kürdistan İslam Hareketi (KİH/HİK), Kürdistan İslam Toplumu (CİK) PKK’nın dini örgütlenmelerin en önemlerindendir. Kürtlük bilinci ve İslam’ın aynı potada birleştirilmesini amaçlayan KYİB, faaliyetlerini daha teşkilatlı olan KİH’e bırakmıştır (Semiz, 2013: 161).  KİH, PKK’nın faaliyetlerini İslami semboller kullanarak ‘devrimci İslam’ kavramını savunmuştur. (KİH Tüzüğü 1994 akt. Semiz 2013: 163). Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ERNK), KİH’i sürekli kontrol etmektedir. KİH’in özerkleşme çabaları, bölgede PKK içinden Hizbullah benzeri bir yapılanma çıkması riskiyle 2004 yılında feshedilmiştir. Almanya merkezli faaliyet gösteren Kürdistan İslam Toplumu (CİK) ise özerklik gibi söylemlerinin bulunmaması şartıyla KİH çizgisinden yürümüştür. Yine DİYA-DER (Din Adamları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) 2007 sonrasında güneydoğu illerinde faaliyet gösteren bir yapılanma olup ‘halkın dini duygularını sömüren AKP’ye karşı İslam’ı kurtarma’ söylemi yürütmüştür (Semiz, 2013: 178-179).

PKK’nın, Diyanet gibi bir kuruma sahip olduğu için Türkiye’nin laiklik anlayışının safsata olduğunu savunması ama örgütsel –devlet altı bir örgüt- olarak bile kendi çıkarları doğrultusunda dini yapılanmalara gitmesi dikkate değer bir çelişki barındırmaktadır.

3.2. 2000’LERDEN GÜNÜMÜZE PKK’NIN LAİKLİK SÖYLEMİ

2000’lerden günümüze milli görüş kökenli neo-liberal muhafazakâr bir parti olan Ak Parti iktidarı Türkiye siyasetine damgasını vurmuştur. Ak Partiiktidarının ilk dönemlerinde PKK’nın laiklik vurgusu güçlüdür. Ak Parti, iktidarını sistem içinde derinleştirdikçe ve HDP’nin (Halkların Demokratik Partisi) Türkiyelileşme projesinden ayrı tutulmayacak biçimde Öcalan’ın da laiklik vurgusunun yumuşadığı görülmektedir. Zira bu süreçte genel olarak Türkiye’nin sistem olarak da laiklik algısında yumuşama görülmektedir.

PKK’nın laiklik söylemindeki değişimi 1990’larda Hizbullah’ın rakip unsur olmasına benzer şekilde 2000’lerde AKParti ile rekabet söylemi etkilemiştir. Yağan bu dönemde PKK’nın laiklik söylemini şu ifadelerle açıklamaktadır:

2000’li yıllarda özellikle AKP’nin siyasal ve sosyal yaşama din referansını iyice yerleştirmesi ve toplumda gericileşmenin dinin etkisinin artması sonrasında PKK ve Kürt hareketinde ortaya çıkan İslami söylemler ve İslamcılarla kurulan ilişkiler bir taktik davranış olmanın ötesindedir. […] Yani son 10 yıldır AKP ve PKK arasında din alanında bir söylem karşıtlığı da barındırmayan (söylemde aynıların mücadelesi denebilir) inançlı kitleleri İslam bazında örgütleme kavgası PKK lehine sonuçlanmıştır. Son seçimlerde Batman, Siirt, Bitlis gibi şehirlerde HDP’nin ciddi oranda oy kazanmasında dinsel söylemin kapsanmasının payı vardır. (Yağan, 2015)

Bu bölümde 2000’li yıllardan günümüze örgütün, PKK’nın AKParti ile rekabetinin getirdiği söylem ve Gezi Olayları, Demokratik İslam Kongresi gibi belirleyici örnek olaylar üzerinden laikliğe yönelik söylem değişikliği incelenmiştir. 2000’lerde dikkate değer diğer gelişme Öcalan’ın 1999 yılında yakalandıktan sonra -PKK yayın organlarında da yayınlandığı üzere- Türkiye devletine hizmete hazır olduğunu belirterek PKK üzerindeki otoritesini Türkiye devleti lehine kullanacağını ifade etmesidir (Perinçek, 2013: 43). Bu durumu söylem ve strateji değişikliklerinden bağımsız tutmak mümkün değildir. Öcalan, 2004 yılına kadar muhatap aktörü ordu olarak görmüştür (Perinçek, 2013: 49). Bu noktada Balyoz, Ergenekon gibi davalarda devletin egemen kodlarının değiştiğini Ak Parti’nin iktidarının derinleşmesinin ve MİT’in etkin konuma gelmesi de Öcalan’ın tutumlarına yansıması açısından önemlidir.

1.2.1.      Ak Parti’ye Karşı “Türkiye’de Laikliğin Teminatı” PKK

Öcalan ve PKK’lıların laiklik vurgusu 2000’lerde Ak Parti’ye yönelik sıkça başvurulan bir söylemdir. Fakat PKK’nın laiklik vurgusu, Ak Parti ile rekabetiyle eş zamansal olarak kuruluş dönemine kıyasla pasifleşmiş ve kapsayıcı bir söylem halini almıştır. Günümüzde Türkiyelileşme iddiasında olan ve 2015 genel seçimlerinde İslami kimliği ile dikkat çeken isimleri de aday gösteren HDP için laiklik anlayışındaki esneme gelişmekte olan bir süreçtir. HDP’nin, 2008 yılında üniversitelerde başörtüsü serbestliği düzenlemesine sert biçimde karşı çıkan DTP’nin (Demokratik Toplum Partisi) bir anlamda devamı olması kayda değer bir değişimdir. DTP milletvekili Hasip Kaplan şu ifadelerle başörtüsü düzenlemesine karşı çıkmıştır:

Sınırsız özgürlük hiçbir ülkede yoktur. Örneğin başörtülü bir general göremezsiniz. Asker, hâkim, polis, öğretmen gibi meslek gruplarının kendine özel kuralları vardır. Bu kuralları benimseyen, gider oraya kaydolur. Bu teklife göre türbanlı bir milletvekili de Meclis’e girebilir. Dolayısıyla MHP’nin bu önerisi, dini inanç ve özgürlüklerin sağlanmasını hedefleyen bir öneri değil. Toplumda daha çok tartışma yaratır. Bu haliyle teklifi desteklemeyiz. (Kaplan, 2008)

Benzer şekilde DTP Van milletvekili Üçer “laiklik için veryansın eden Genelkurmay’ın, bölgedeki çalışmalarımızın laiklik açısından önemini kavraması lazım” diyerek Ak Parti’nin din istismarı yaptığını şu ifadelerle savunmuştur:

Laiklik için veryansın eden Genelkurmay değil miydi? Biz de bölgede aynı şeyleri savunuyoruz. Bizim de olmazsa olmazlarımızdan biri laikliktir. Bize cephe almasınlar zira biz de onlar gibi laikliğin savunucusuyuz.Biz bölgelerimizin irticaya teslim olmaması için büyük çaba sarf ediyoruz. Biz bölgedeki cemaatlere karşı, cemaatlerin toplumsal zararlarına karşı açık bir şekilde mücadele ediyoruz. Bizim üzerinde en fazla hassasiyetle durduğumuz konulardan birisi laiklik. AKP, din istismarı üzerine bir siyaset yürütüyor. Biz bunun karşısında duran yegâne siyasi gücüz. (Üçer, 2007)

Üçer, bu söylemi ile ideolojik tutarlılığını referans vererek laik çevrenin yanında olduğunun mesajını vermektedir.

3.2.2. Gezi olayları, Laiklik ve PKK

3 Nisan 2013’te İmralı’da Öcalan ile görüşen heyet, Öcalan’a HDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in ‘tam da önderliğin önerdiği gibi büyük siyasal düşünceyi örgütlemek anlamında çok haklı ve tarihsel bir konuyu 3 gün boyunca 50-100 kişiyle yürüttüm’ notunu iletmiştir (Bozkurt, 2015: 102). Öcalan ile görüşen heyet şöyle devam etmiştir: Barış süreciyle (çözüm süreciyle) Geziye katılımı karşıt konumlandıran partililer yüzünden ikileme düşüldü. Belki de bu konuşma Gezi Olayları’nda PKK ve HDP içindeki ikircikli ve tereddütlü tutumları saniyelerle özetlemektedir.

2013 Taksim Gezi Parkı protestoları, Ak Parti hükümetinin, İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde bulunan Taksim Gezi Parkı’na Topçu Kışlası’nı imar izni olmadan yeniden inşa etmesini engelleme eylemi bir grup genç tarafından başlatılmıştır. Bu gençlerin kurduğu çadırların zabıta tarafından yakılması üzerine protesto kitleselleşmiş, polis müdahaleleriyle kalabalık büyümüştür.

 Çevrecilik kaygılarıyla başlayan bu eylemler büyüyerek Türkiye genelinde iktidar karşıtı gösterilere dönüşmüş ve aylarca sürmüştür. Yaşlı (2014: 166) bu süreçteki protestoların, aslında iktidarın Sünni-ulus inşa ve hegemonya projesini kitlelerce reddedilişini temsil ettiğini ifade etmektedir. Erdoğan (2014) ise Gezi olaylarını seçilmişlere –kendilerine- yönelik darbe girişimi olduğunu ifade etmiştir.

 Gezi olayları çok yönlü incelenmesi gereken bir başlık olduğu için bu bölümde yalnızca Gezi olaylarının PKK’nın Gezi’de bulunan kesimlerden sosyalistler, sosyal demokratlarla laiklik ortak paydasına vurgu yapıp yapmadığı incelenmektedir. İktidara yönelik protesto gösterilerinin sembolü olan Gezi Olaylarına Kürt sol siyasetinin bakış açısı çok berrak bir tutum olarak gözükmemektedir. Öncelikle İktidar ve PKK lideri Öcalan arasında başlatılan çözüm süreci nedeniyle Kürt sol hareketi süreci aksatma rolüne girmeme konusunda hassas davranmıştır. Çünkü Kürt hareketi için, çatışmasızlık sürecini bitiren ve masayı deviren taraf olmak sonraki tüm olumsuzlukların faturasının çıkarılacağı adres olmak demektedir. İdeolojik tutarlık beklentisiyle protestolara katılması beklenen HDP, kurumsal olarak gösterilere katılım çağrısı yapmamakla birlikte gösterilere destek veren tonda açıklamalarda bulunmuştur. Şüphesiz gösterilere yönelik kurumsal çağrı yapılmasa da pek çok HDP’li gösterilere katılmıştır. Gösterilerin ilk günlerinde HDP milletvekilleri de görülmektedir. Fakat kurumsal ve güçlü bir desteğe parti şüpheyle yaklaşmıştır.

Gezi Olaylarının gösterici profilini çözüm sürecine destek solcular veya ulusalcı kesim içinde PKK ile devletin görüşmelerine karşı olan kesimler gibi tek düzey bir profile indirgemek sağlıklı gözükmemektedir. Gezi olaylarını PKK’nın laiklik söylemi bağlamında önemli yapan vurgu PKK yöneticilerinin Türk solu ilenostaljik birlikteliklerine -ilk bölümlerde incelendiği üzere- PKK’nın Türk soluyla doğuşuna göndermeler yapmasıdır. Bu bağlamda laiklik iki kesimin ortak paydalarından bir kavram olarak ön plana çıkmaktadır. Bir taraftan İslami kökenli iktidar ile görüşmeler yürüten ve bölgede politik olarak Ak Parti ile mücadele eden PKK, diğer taraftan sosyal demokratların, sosyalistlerin bu sürecin tarafları olmaya daha uygun kumaşta olduğunu düşünen siyasi damarlar bulunmaktadır.

PKK/KCK yöneticilerinden Bayık, verdiği mülakatta geziye katılma noktasında tereddütlerin yanlış olduğunu ifade etmektedir. Tereddüdün neden yaşandığı sorulduğuna şöyle cevap vermektedir:

Neden onu yaşadılar? Birincisi ‘Katılırsak, devlet Türkiye’deki demokrasi güçlerine saldırabilir, eğer katılmazsak saldırı olmayabilir, o zaman bu hareket daha güçlü gelişebilir’ diye düşünüldü. İkincisi, ‘Eğer katılırsak Önder Apo’nun başlattığı süreç zarar görebilir. Bunu kullanan güçler olabilir. Özellikle hükümet bunu kullanabilir. Zaten çözüm yönünde adım atmaya pek niyeti yok, bunu da gerekçe yapıp adım atmayabilir’ anlayışı vardı.[…] Bu endişelerle, katılmama ve zayıf katılma durumu yaşanmıştır. Bu iki anlayış da yanlıştır. Bunun kesinlikle yanlış olduğunu söylüyorum. […] Bu kaygılar geçmiştir. Türkiye’de 15-16 Haziran olaylarından sonra ilk kez büyük, kitlesel bir hareket gelişiyor ve bu, Türkiye’de demokratik siyasetin önünü açıyor. (Bayık, 2013)

İktidara karşı protesto olaylarını kapsayan Gezi, PKK’yı hem heyecanlandırmış hem de iktidarla Öcalan arasında yürütülen görüşmeler dolayısıyla çatışmasızlık anlamına gelen çözüm sürecinin bağlayıcılığını tecrübe etmiştir. Aslında laiklik bağlamında doğrudan bir olay olmamasına rağmen dolaylı yoldan PKK içinde zaman zaman yükselen veya alçalan seküler, sosyalist damar ile muhafazakâr merkeze daha yakın olma ihtiyacındaki damarların fikir ayrılıklarına işaret etmektedir.ÖrneğinAk Parti hükümetinin eğitim politikalarına yönelik protesto amacıyla yapılan laik eğitim konulu mitinglere Alevi Dernekleri ve Eğitim-Sen, “Laik, bilimsel, anadilinde eğitim ve demokratik yaşam için dayanışma ve birlik mitingi” düzenlemiştir(Aktüel,2015). Bu protestolarda Abdullah Öcalan ve Atatürk fotoğraflarının birlikte kullanılması tartışma konusu olmuştur.

1.2.2.      Demokratik İslam Kongresi

Diyarbakır’da toplanan Demokratik İslam Kongresi, PKK’nın laiklik söyleminin pasifleştiği dönemin en önemli belgelerindendir. 10-11 Mayıs 2014 tarihlerinde PKK lideri Abdullah Öcalan’ın önerisiyle Demokratik İslam Kongresi toplanmıştır. Diyarbakır’da Kuran okunarak başlayan Kongre’ye 300’ü aşkın delege katılmıştır. Kongrenin ilk gününde “Medine Sözleşmesi”, “İslam’da Zalim, Mazlum ve Adalet Kavramları ve “Ortadoğu’da Barış Arayışı ve Kürt Sorununun Çözümü”; ikinci gününde ise “İslam’da Savaş, Hukuk, Barışın İnşası” ve “Kadının İslam’daki Yeri” başlıklarında oturumlar yapılmıştır.Açılış konuşmasında Medine Sözleşmesi’ne, bir arada yaşama ve yönetime kolektif katılmanın yazılı anayasası olduğu yönünde atıfta bulunulmuştur. Kongrede Öcalan’ın ‘Mümin kardeşlerim’ diye başlayan 3 sayfalık mektubu okunmuştur (Okuş, 2014).

Öcalan, Demokratik İslam Kongresi’ne gönderdiği mesajında şu ifadelerde bulunmaktadır:

Özellikle İslam’ın iki büyük merkezi olarak kendini günümüze de dayatan iktidarcı Arabî, Selefi akımlarla İrani Şia akımların devletçilik bağlamında yol açtıkları büyük tahribatlara karşı mekân, halk ve demokrasi merkezli kavramlarla mücadele bayrağı açmayı aynı dinin özündeki doğruya sadakatle bağlı olmanın gereği saymaktayım. İki iktidarcı devletçi merkeze karşı demokratik ve mekân merkezli karşı çıkışların en büyük toplumcu ahlaki ve politik ifadesi olarak İslami yanıt aramayı bulmayı ve iradeleştirmeyi kongrenizin en temel görevi saymakta ve selamlamaktayım. (Öcalan, 2014)

Öcalan (2014) PKK’nın temsil ettiği Kürt hareketini “ateist, komünist, materyalist gibi” tanımlayanların bu Batılı kavramları kullanan kavram köleleri olduklarını vurgulamıştır. İslam’ın dindarı ve ateisti olmaz demiştir. Yeni strateji, örgütün kuruluş ideolojisiyle mesafesinin arttığını kanıtlamaktadır. Bu temeli hazırlayan 1990’lardaki dini perspektif gelişme çalışmalarıdır. Öcalan (2014) mektubunda, etnik milliyetçiliği, kavmiyetçiliği ‘‘ayette ‘birbirinizi tanıyasınız diye sizi farklı kavimler halinde yarattık’ hükmü gereğince çoğulcu, demokratik, eşit ve özgür bir temelde yorumlamıştır.

PKK hareketinin de İslam’ın kendisini dini laik bağlamına sıkıştırmasının da yanlış olduğunu belirten Öcalan (2014) bunun, İslam’daki yaşam bütünlüğünü bozduğunu ileri sürerek “Eğer illa genel bir güncel İslami tanımlamada bulunma gereği varsa bunu kültürel İslam olarak belirlemek kanımca herkesi içermesi nedeniyle doğruya daha yakındır. Kültürel İslam’la kast edilen hem gerçekleşmiş hem de anlamını sürdüren İslam toplumu olmaktadır” demiştir. Siyasal İslam’a karşı kültürel İslam PKK terminolojisinde çok sık geçmektedir. Bu da İslam’ın kabulleniş biçiminin sadece toplumun değerlerine uyumlu olma biçiminde algılanmasıdır. Bu çalışmanın önceki bölümünde detaylandırıldığı gibi Öcalan, İslam’ın Sünni yorumunu siyasal değil kültürel olarak değerlendirmek gerektiğini söylemine yansıtırken kültürel Aleviciliğin siyasal Aleviciliğe dönüştürülmesi gerekliliğinin altını çizmektedir (Öcalan, 1996: 303).

Öcalan (2014) mektubunda dini-laik ikileminin Batı’nın ideolojik hegemonyasının bir sonucunu ifade etmiştir. Demokratik İslam Kongresi’ne gönderilen mektup PKK’nın 1990’larda başlayan 2000’lerde olgunlaşan İslami açılımın en açık ve vurgulu biçimde görüldüğü metinlerden biridir. Fakat gerek PKK içinde eleştiren kesimler olmuş gerekse PKK’ya muhalif İslami yapılarda Öcalan’ın dine yönelik yaklaşımları hakkında samimiyet tartışmaları yapılmıştır.

Demokratik İslam Kongresi, farklı görüşleri bir araya getirmiştir. Erdoğmuş, Demokratik İslam Kongresi’nin önemli ve anlamlı olduğunu belirterek Kongre hakkında görüşlerini şöyle açıklamaktadır:

Kongre’ye katılan konuşmacılardan biriyim. Eleştirilerimi Kongre’de açıkça dile getirdim. En başta  “Demokratik İslam Kongresi” tanımına itirazımı ifade ettim. İslam’ın herhangi bir siyasal veya ideolojik kavramla birlikte tanımlanması, ancak o siyasal sistemin meşruiyet ihtiyacından kaynaklanmış olabileceğini, Her siyasal sisteme uygun bir İslam tanımlamasının İslami düşünce ile bağdaşmadığını söyledim. Çünkü İslam Tevhid dinini, demokrasi ise siyasal bir düzeni ifade eder. Buna göre demokrasi ve İslam birlikte tanımlanamaz. Ancak bugün İslam dâhil bütün farklı unsurların barış içinde bir arada yaşayabileceği sistem demokrasidir. Ayrıca İslam, Müslümanlar için bir din, ancak özellikle bu coğrafyanın bütün unsurları için bir medeniyettir. İslam’ı bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini anlatmaya çalıştım. Başlığa ve tanımına itirazım ve eleştirilerim olsa da, Demokratik İslam Kongre’sini çok anlamlı ve önemli bulduğumu da ifade etmeliyim. (Erdoğmuş, 2015)

Demokratik İslam Kongresi’ni Abdullah Öcalan’ın önceki yıllardaki İslami açılımlarından ayıran temel özellik, önceki dönemler PKK düşmanı olarak görülen PKK dışı İslami yapılara zeytin dalı uzatılmış olmasıdır. Bu hareketin geleceği ve konjonktürel gelişmelere bağlı olarak yapabileceği işbirliği çerçevesine önemli ipucu niteliğindedir. Kongrenin İslam çevrelerinde beklediği ilgiyi görüp görmediği farklı görüşlere göre değişmektedir. HÜDA-PAR Genel Sekreteri ve parti sözcüsü Mehmet Yavuz, Demokratik İslam Kongresi’nin PKK’nın tek tipçiliğinin örneği olarak ifade ederek Kongre hakkında şu değerlendirmede bulunmuştur:

Demokratik İslam Kongresi’ni Mustafa Kemal’in Balıkesir Hutbesine benzetiyoruz. Cumhuriyet’in Türk modernleşmesi de benzer aşamalardan geçmiştir. Mustafa Kemal Balıkesir’de hutbe vermişti ve halifenin kurtarılmasına dair tarikat şeyhlerine mektuplar göndermişti. Fakat ilk fırsatta hilafeti ortadan kaldırdı. PKK’nin, Kemalizmi kendisine model aldığını düşünüyoruz. Bir dönem CHP tek parti hegemonyasını halka nasıl dayatmaya çalıştıysa, dini değerlerinden arındırmaya çalıştıysa şu anda benzer yöntemi PKK, Kürdistan’da uygulamaya çalışıyor. Demokratik İslam Kongresi öncesinde Kürdistan Dindarlar Birliği’ni kurmuştu. Bunları, Marksist Leninist ideolojinin Kürt halkının dini hassasiyetleriyle uyuşmayacağını bildiğinden bunları bir maske ve kamuflaj aracı olarak kullanmaktadır. (Yavuz, 2015)

2000’li yıllardan günümüze PKK’nın laiklik söylemi belirleyici olayların etkisiyle şekillenmiştir. Ak Parti’nin Müslüman kimliğini öne çıkararak etkili bir özneye dönüşmesi iktidar ile din alanındaki üstünlük mücadelesine yol açmıştır (Yağan, 2015).

PKK’nın laiklik söyleminin yumuşamasını değerlendiren Yağan, değişen söylemin bölgede siyasi karşılık bulduğunu fakat bu yeni söylem stratejisinin doğuracağı ikircikli durumları şu ifadelerle işaret etmektedir:

AKP ile din alanındaki üstünlüğü elde etmek amacıyla güçlü bir ideolojik -politik mücadeleye girişmiştir. Sivil cuma namazları, daha önce örgüt eliyle yapılmayan gerilla cenazelerinde mevlit okutulması, İslamcı hatta şeriatçı kişilerin siyasal alanda öne çıkarılması, miting meydanlarında, siyaset dilinde dini söylemlerin yer bulması, örneğin türbanın özgürlükler alanına yerleştirilmesi başarılmıştır. Bu yönelimi “Halkımızın dini değerleri güçlüdür, karşıya almak yanlıştır” diye açıklayan PKK, geldiğimiz gün itibariyle bir ideolojik mücadele başlığı olan din alanında AKP’ye üstünlük sağlamıştır. Yani son 10 yıldır AKP ve PKK arasında din alanında bir söylem karşıtlığı da barındırmayan (söylemde aynıların mücadelesi denebilir) inançlı kitleleri İslam bazında örgütleme kavgası PKK lehine sonuçlanmıştır. Son seçimlerde Batman, Siirt, Bitlis gibi şehirlerde HDP’nin ciddi oranda oy kazanmasında dinsel söylemin kapsanmasının payı vardır. Ancak bu tablo Kürt hareketi açısında önemli bir açmaza ve çelişkiye de yol açabilir. Birincisi din referanslı siyaset dönemsel bir taktik davranış olmaktan öte yerleşik bir unsur halini almıştır ve bu PKK’nin laiklik konusundaki tutarlılığını etkileyecektir. İkincisi Alevilerle ilişkisini etkileyecektir. Ve üçüncüsü toplumun din etkisi altına girmesi ve gericileşmesine niyetten bağımsız olarak hizmet ettiği için solcu sosyalizan bir yan taşımamaktadır. Paradoksaldır. (Yağan, 2015)

Yağan’ın (2015) ifadesiyle esneyen laiklik söyleminin taktik olmanın ötesine geçerek yerleşik bir unsur halini alması Kürt siyasi hareketi açısından çelişkili tutumların habercisi olarak görülmektedir.

1990’larda bölümünde incelendiği üzere PKK’nın imamlar yapılanması yeni yorum çerçevesinde kurumsallaşmıştır. 2000’lerde Sivil Cuma namazları isimli eylemler bu yapılanmaların devamı sayılan faaliyetlendendir. Öcalan’ın İslam hakkında söyleminde en sık kullanılan vurgulardan biri de ‘gerçek’ vurgusudur. PKK, kendi yorumlarının ‘gerçek İslam’ olduğunu politik rakiplerininkini ‘sahte İslam’ olarak nitelendirmektedir. PKK yerine göre İslam’ın yerine göre laikliğin ‘egemenler’ tarafından araçsallaştırdığını savunurken iki kavramı da örgüt lehine araç olarak değerlendirmektedir.

PKK’nın kuruluş dönemindeki radikal laik tutumunu 1990’larda terk etmeye başladığı 2000’lerden günümüze ise söylemde laikliğin dozunun şartlara göre geliştiği görülmektedir. Örneğin PKK, bilimsel ve laik eğitim talebiyle yapılan protestolara katılarak sol değerlere selam gönderirken, Demokratik İslam Kongresi’ni toplayarak PKK dışındaki İslami Kürt kesimlere selam yollamaktadır. Şüphesiz bu farklı etkinlikleri aynı isimler yapmamakta, PKK hareketi içinde görüş ayrılıkları ve farklı kanatları temsil eden isimler olsa da örgüt, çıkarlarını her türlü kavrama sadakatinden önde tutmaktadır. Dolayısıyla çalışma boyunca karşılaşılan örgütün laiklik söylemindeki yumuşama 2000’lerde kuruluş dönemine kıyasla daha derinlikli bir hal almıştır. Bu değişim de PKK’nın stratejilerini pragmatist bir çerçevede belirlediğini, söylem motivasyonunu ideolojik nedenler değil konjonktürel gelişmelerin oluşturduğuna işaret etmektedir

SONUÇ

1978 yılında kurulan PKK’nın laiklik söylemi kuruluşundan günümüze kadar süreklilik ve değişim gösteren unsurlara sahip olmuştur. Bu süreklilik ve değişim gösteren unsurlar üzerinde ideoloji gibi yapısal nedenlerin yanısıra iç, dış gelişmeler, rekabet edilen aktörler, sahanın politik yapısı gibi konjonktürel nedenler ve örgütün çıkarlarını önceleyen işlevsel nedenler etkili olmuştur.

PKK’nın laiklik söyleminde süreklilik gösteren temel eğilim, -dinlere eşit mesafede durmak anlamıyla- laik bir yönetim anlayışı ve seküler bir toplum hedefi olagelmiştir.  Bu durum kuruluş döneminde bölgedeki aşiret ve tarikat gibi köklü kurumlara karşı katı bir tutum olarak ön plana çıkarken 1990’larda daha berrak biçimde bu tutumun esnediği görülmektedir. 2000’li yıllardan günümüze kadar hem 1990’larda kurumsallaşmaya başlayan İslami hareketlerin güneydoğu ve doğu bölgelerinde 2000’lerde daha etkin olması, hem de İslami söylem kullanan Ak Parti iktidarının politik anlamda önemli bir rekabet aktörü olarak görülmesi örgütün İslam’a yönelik kuruluşunda takındığı tavır büyük ölçüde değişmiştir.

PKK, Marksist/Leninist ideolojisinin örgüt üzerinde en etkili olduğu kuruluş döneminde dahi doğrudan laikliğe övgüler dizen bir söylem anlayışı benimsememiştir. Türkiye’nin laiklik anlayışı Öcalan tarafından ikiyüzlülük olarak tanımlanmış, PKK tarafından da egemen sınıfların laiklik kaygısı veya şeriatın gelmesini önlemek gibi ‘safsata’larıaraçsallaştırarak çıkarlarını koruduğu yönünde söylem kullanılmıştır. Yönetim biçimi anlamında laikliğe övgüden ziyade toplumun sekülerleşmesine etki eden söylem tercih edilmiştir.

İslam’ın sömürgeciler tarafından kullanıldığı yönündeki PKK söylemleri kuruluşundan günümüze süreklilik göstermiş olup dönemsel olarak bu suçlamayı yönelttiği aktörler farklılık göstermiştir. Örgütün, kuruluşunda bölgedeki şeyhlik kurumuna yönelik ‘ajan/hain’ söylemi, 1980’lerde askeri darbe sonrası kurulan tarikatların devlet tarafından üretildiği ve bölgedeki ‘hainler’le işbirliği yaptığı söylemi, 1990’larda Hizbullah başta olmak üzere dini örgütlerin, 2000’lerde dini cemaatler ve Ak Parti ‘nin sahte İslam’ı temsil ettikleri söylemi kullanılmıştır.

PKK, kuruluşundan günümüze hiçbir dönem İslami bir hareket olmamış hatta özellikle 1980 askeri darbesi sonrasında MİT ve Özel Harekât tarafından kurulduğunu iddia ettiği ‘sahte İslami hareketlerle’ devletin PKK’yı ilişkilendirme çabası olduğunu dile getirerek buna karşı dikkatli olmak gerektiğini ifade etmiştir  (Serxwebun, 1982).

PKK söyleminde laiklik prensibinin mutlak gerekliliğine doğrudan atıf yapması süreklilik unsuru değildir. PKK, kuruluş döneminde anti-laik ve gerici aktörlerle mücadele söylemi geliştirmiş olup dolaylı yoldan laikliği savunmaktadır. Kuruluş döneminde modernizm kanalından beslenmesi ve Marksist/Leninist ideolojiyi çıkış olarak görmesi, sahanın politik şartları, kendisi dışında solcular dâhil olmak üzere aktörleri varlığına tehdit kapsamına alması, bu dönemin söylemindeki belirleyici faktörlerdir. PKK, 1970’lerin ortasında Türk solundan kopuşun getirdiği izlerle de ilerlemeci, kalkınmacı söylem ışığında bölgede laik karakterde olmayan unsurlarla mücadele söylemi benimsemiştir. PKK karşıtı kesimler ise PKK’nın bu tutumundan dolayı örgütü, ‘Kemalizmin bölgedeki gizli maşası’ olarak değerlendirilmiştir. Bu anlayışa neden olan temel etkenlerden biri de PKK içinde ve ilişikli siyasi hareketlerde Genelkurmay’a açık olarak laiklik ortak paydası içinde bulundukları mesajları gönderdikleri Ak Partiiktidarı ilk dönemleridir. Bu söylem de süreklilik unsuru değildir çünkü PKK, özellikle 1980’lerde askeri darbe sonrası koşullarda Türkiye devletinin laiklik adı altında siyaseti dizayn ettiğini ve laikliğin kavramsal özünden uzak olduğunu, Türkiye’nin gerçek bir laik devlet olmadığını savunmaktadır. Bölgede laikliğin güvencesi olduğu yönündeki söylemleri PKK’nın son dönem açıklamalarıdır. Haliyle kuruluşunda ideolojik motivasyon, bölgesel koşullar söylemi etkilemiştir. PKK, 1980 darbesinden sonra bölgede Türk dayatmasının yerini İslam dayatmasına bıraktığı, MİT tarafından sahte tarikatların kurulduğu ve pek çok söylemde rastlandığı üzere bu İslami hareketleri işbirlikçi, ajan ve truva atı olduğu yönündeki söylemleri kuruluş dönemiyle benzerlik göstermektedir. Bu nedenle çalışmada kuruluş dönemi ve 1980’ler benzerlik gösteren unsurlara sahiptir. Söylem 1990’larda Hizbullah’a yönelik 2000’lerin başında Ak Parti iktidarına yönelik süreklilik arz etmektedir. 2010’ların başında laiklik hakkında kaygıları yumuşamış ve kendine özgü bir laiklik anlayışı geliştirme çabası içinde olmuştur. 1990’larda kırmaya çalıştığı ‘din düşmanı PKK’ söylemine karşılık Kürt dindar kesimlerle problemsiz bir görüntü çizmiş, özellikle 2000’lerde Ak Parti iktidarı bu yumuşamanın farklı bir yüzünü oluşturmaktadır.

PKK laiklik söyleminde hem kendi içinde farklı damarlara hem Türkiye sistemindeki konjonktüre bağlı olarak ikircikli söylemde bulunduğu dönemlerden de geçmiştir. 1990’larda PKK söylemlerinde bir taraftan Hizbullah’ın Orta çağ karanlığına karşı aydınlığı temsil ettiği iddiası diğer taraftan dinin toplumsal gerçekliğinin kabulü, yadsınamaz olduğu, bilimsel sosyalizmin iflas ettiğini ama dinin yüzyıllardır varlığını sürdürdüğü, İslam’ı ezilmişlerin dini boyutuyla değerlendirme gerekliliği söylemi bir örnektir. Gezi olayları ve Demokratik İslam Kongresi ikircikli tavra örnek olabilir. Resmin bir tarafında Ak Parti’nin zorunlu din derslerine tepki gösteren PKK sempatizanları, Gezi olayları ile sol kimliğini hatırlatan PKK yöneticileri diğer tarafında İslami kesimlere hitap etmeye çalışan, Demokratik İslam Kongresi’ni toplayan PKK profili ortaya çıkmaktadır. Öcalan (2014) Demokratik İslam Kongresi’ne yolladığı mektubunda PKK’nın laiklik/İslam ikilemine sıkıştırılmaması gerektiğini ifade etmiştir. Aslında 2000’lerden günümüze karşı karşıya gelinen bu çok katmanlı söylem, PKK’nın Öcalan’ın yakalanmasıyla sivilleşme ve siyasallaşma çabasına paraleldir. Böyle bir hedef gereği Türkiye’nin her kesimine seslenme ihtiyacı doğmuştur.

Örgütün yapısal değişim ihtiyacı söylem değişikliklerine dolayısıyla laiklik söylemlerine de yansımıştır. 2008 başörtüsü düzenlemesinde başörtünün kamusal alanda yer almasına kesin olarak karşı çıkan dönemin Meclis’te temsil edilen Kürt hareketi, 2010’ların ilk çeyreğinde Türkiyelileşme adı verilen proje ile laiklik anlayışını esnetmiş ve 2015 Genel Seçimleri’nde başörtülü bir adayı –Hüda Kaya’yı- İstanbul 2. sıra adayı olarak göstermesi de buna örneklerden biri olmuştur. Söylemlerini de bu yönde geliştirmiştir.

Söylemde esnekliğe gidilmesinin yapısal nedenleri arasında ideolojinin Soğuk Savaş sonrası dönemde işlev kaybı, artık PKK’nın Marksist/Leninist mirasına sahip olduğu ezberinden tamamen çıkması ve terk etmesindendir. Örgütün ideolojisinin esnemesinin diğer nedeni ise örgütün lideri Öcalan’ın ideolojinin işlevini kaybettiği düşüncesidir. Tezde detaylı incelendiği üzere Öcalan, 1980 askeri darbesiyle sol hareketlerin silindiğini savunmuş ve ideolojik çıkmazından çıkmanın yolunu aramış, 1995 yılından itibaren bilimsel sosyalizmi aşmanın yorumlamanın çabası içerisinde olmuştur.  Öcalan’ın yakalanmasından 1999’dan sonra gelişen süreçte de örgütün ayrıca yeni işlevi Türkiye’ye, Türkiye’den ayrılmak gibi hedeflerinin olmadığını ve demokratik çözümle Türkiye içinde sorunların çözülebileceğini savunmaktadır.HDP’nin siyasi hedefleri dolayısıyla Türkiyelileşme hedefiyle de yakından ilgilidir. Türkiyelileşme hedefi aslında PKK’nın din/laiklik tutumunun son noktasını değerlendirmek açısından anlamlıdır. Hem destek alan hem eleştiri alan bir proje olarak Türkiyelileşme ayrı bir araştırma konusudur.

PKK hakkında değerlendirmelerin pek çoğu onun çıkış ideolojisi olan Marksizm/Leninizm ideolojisi üzerinden yapılmaktadır. Fakat tezde ulaşılan sonuçlardan birinin de bu yaklaşımın güncel olmadığıdır. PKK söylemi için laikliği değerli yapan nedir sorusunun tek cevabının ideoloji olmadığı, ideolojilerin zamanın ruhuna göre dizayn etme çabası olan bir örgütün, söylem tonunda değişiklik olsa da laikliği vazgeçilmez görmesinin en önemli nedenlerinden birinin sahada rekabet ettiği unsurlar olduğu ortaya çıkmıştır. Konjonktürel gelişmelerin en az ideoloji gibi yapısal bir neden kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.

PKK’nın kuruluşundan günümüze kadar laiklik söyleminde süreklilik göstermesinde kuruluş felsefesinden daha önemli nedenler bulunmaktadır. Bölgesel gelişmeler, dış konjonktür ve mücadele edilen aktörler gibi sahanın ve politik gelişmelerin gerçekliğine bağlı nedenler bulunmaktadır. Bu resim, bir örgütün kendi varlığını koruma güdüsünün Kürt toplumunun sekülerleşmesi gibi sosyal dizayn dürtüsünden çok daha güçlü ve öncelikli olduğu gerçeğini teyit etmektedir.

Sonuç olarak PKK’nın laiklik söylemi stratejilerinde olduğu gibi ‘yatağına uygun şekil alarak’ akmaktadır. PKK’yı sadece ideolojik temelde değerlendirmek eksik olmakla birlikte örgütü tanımayı ve sosyolojik bağlarını tahlil etmeyi zorlaştırmaktadır. Bu çalışma, terörü yöntem olarak gören bir örgütün siyasallaşma çabaları bağlamında söyleme verdiği değeri anlamak açısından da ipucu vermektedir. Aynı zamanda çalışma, örgüt gibi devlet altı organizasyonlarla devletin laiklik gibi bir prensipteki tutumlarının karşılaştırılmasına, saha çalışmaları yapılarak söylemin yaşam tarzı üzerinde ne derece derin ve kalıcı olduğunun araştırılması gibi yeni katkılar sunmak isteyen araştırmacılara ilham vermeyi hedeflemiştir.

PKK’nın laiklik söylemi incelendiğinde temel belirleyicinin yaygın kanaatin aksine ideoloji olmadığı örgüt için kavramlara yönelik strateji değişikliklerinde iç ve dış konjonktürel gelişmelerin güçlü rolü olduğu görülmektedir.

KAYNAKÇA

AĞAOĞULLARI, Mehmet Ali, KÖKER, Levent, (2004) Tanrı Devletinden Kral Devlete, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara.

AHMAD, Feroz, (2014) Modern Türkiye’nin Oluşumu,(Çev. Yavuz Alogan), Kaynak Yayınları, İstanbul.

AKTÜEL, (2015) Laik Eğitim Mitinginde Atatürk ve Öcalan Posteri, 9 Şubat, http://www.aktuel.com.tr/gundem/2015/02/09/laik-egitim-mitinginde-ataturk-ve-ocalan-posteri(Erişim Tarihi: 04.04.2015).

AKYOL, Taha, (2008)  Ama Hangi Atatürk. Doğan Egmont Yayıncılık, İstanbul.

ALKAN, Necati, (2012) PKK’da Semboller, Aktörler: Kadınlar, Karakutu Yayınları, İstanbul.

ALKAN, Necati, (2013)Gençlik ve Radikalizm, Terör Örgütlerinde Kimlik İnşa Süreçleri, Karakutu Yayınları, İstanbul.

ALOGAN, Yavuz, (2015) ‘‘Sosyalizm ve Demokratik Özerklik’’, Bilim ve Ütopya, 2015, sayı 251, 28-34

ARAS, Ramazan, (2014) The Formation of Kurdishness in Turkey, Political Violence, Fear and Pain,Routledge Studies in Middle Eastern Politics, New York.

ATABERK, Kaya, (2014) Türk Siyasetinde Kürt islamcılar, İleri Yayınları, İstanbul.

ATILGAN, Gökhan, & Aytekin, A., (2013) Siyaset Bilimi: Kavramlar, İdeolojiler, Disiplinler Arası İlişkiler, Yordam Kitap, İstanbul.

AYDINOĞLU, Ergun, (2014) Fis Köyünden Kobane’ye Kürt Özgürlük Hareketi, Versus Kitap, İstanbul.

AYDAR, Zübeyir, (2003) ‘‘Bölünme Paranoyasından Kurtulun’’Özgür Halk , 2-8.

BADIKI, Azad, “Kürt Halkının Önderi Abdullah Öcalan’ın 2004 Görüşme Notları”. https://rojbas1.files.wordpress.com/2011/10/gc3b6rc3bcc59fmenotlarc4b1-2004.pdf,(Erişim Tarihi: 05.05.2015).

BBC Türkçe,(2013)Cemil Bayık: Gezi’de Yanlışlar Yaptık, 29 Ağustos. http://www.bbc.com/turkce/cep/haberler/2013/08/130828_cemil_bayik_3_gezi_cemaat.shtml?SThisTwitter,(Erişim: 15.04.2015).

BBC, Türkçe, (2014) Diyarbakır’da Demokratik İslam Kongresi,http://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/05/140510_kongre_diyarbakir, (Erişim Tarihi: 17.03.2015).

BUGÜN,(2015) HDP’li Altan Tan: Kürt Siyaseti Silahları Susturmalı, 8 Mart. http://www.bugun.com.tr/gundem/o-soruya-cevap-verdi-haberi/1527097, (Erişim Tarihi: 02.02.2015).

BEŞİKÇİ, İsmail, (2013)Devletlerarası Sömürge Kürdistan, İsmail Beşikçi Vakfı Yayınları, İstanbul.

BOZARSLAN, Hamit, (2007) Türkiye’de Kürt Sol Hareketi (Editör Murat Gültekingil), Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce,  İletişim Yayınları, İstanbul.

BOZKURT,Ceyhan, (2015) İmralı Tutanakları, Destek Yayınevi, İstanbul.

BÖGÜN, Hasan, (2007)ABD ve AB Belgeleriyle Türk Ordusu, 12 Eylül 1980’den Çuval Olayına, Kaynak Yayınları, İstanbul.

ÇAĞAPTAY, Soner, (2006)Islam, SecularismandNationalism in Modern Turkey, Who is Turk?,RoutledgeStudies in MiddleEasternHistory, New York.

ÇAKIR, Ruşen,(2007)Geçmiş, Bugün ve Gelecek Kıskacında Türkiye Hizbullahı, Birikim, http://rusencakir.com/Gecmis-bugun-ve-gelecek-kiskacinda-Turkiye-Hizbullahi/739, (Erişim: 15.02.2015).

DAVER, Bülent, (1955)Türkiye Cumhuriyeti’nde Laiklik,Ankara Üniversitesi SBF Yayınları, İstanbul

ELİK, Süleyman, (2013) ‘‘Türkiye-İran İlişkilerinde Süreklilik ve Değişim,’’Bilgesam,http://www.bilgesam.org/incele/197/-turkiye-iran-iliskilerinde-sureklilik-ve-degisim-/#.VVTs4_ntmko,(Erişim Tarihi: 24.03.2015).

ELLİOTT, Richard, (1996) Discourse analysis: exploring action, function and conflict in social texts. Marketting Intelligence, Planning , 65.

ERGİL, Doğu, (2009)Kürt Raporu: Güvenlik Politikalarından Kimlik Siyasetine, Timaş Yayınları, İstanbul.

EROĞUL , Cem, (1991) Öznel Bir Hak Olarak Laiklik Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt: 46183-190.

ERTİT, Volkan, (2014) Birbirinin Yerine Kullanılan İki Farklı Kavram: Sekülerleşme ve Laiklik,Akademik İncelemeler Dergisi, 103-124.

FEYZİOĞLU, Turhan, (1992) Atatürkçü Düşünce, Türk İnkılabının Temel Taşı: Laiklik. AAM Yayını, Ankara.

FULLER, Graham E., & Barkey, Henry J, (2011) Türkiye’nin Kürt Meselesi. (Çev. Hasan Kaya), Profil Yayıncılık, İstanbul.

FOUCAULT, Michel, (2013)Kelimeler ve Şeyler, İnsan Bilimlerinin Bir Arkeolojisi, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara.

GENCER, Bedri, (2000)Türkiye’deLaikliğin Tarihsel Dinamikleri, Toplum ve Bilim/Birikim Yayınları, 151-157.

GÜNDOĞAN, Cemil, (2012) Geleneğin Değersizleşmesi: Kürt Hareketinin 1970’lerde Gelenekselle İlişkisi Üzerine, Büşra. Ersanlı, N. Uçarlar, & G. G. Özdoğan içinde, Türkiye Siyasetinde Kürtler: Direniş, Hak Arayışı, Katılım (s. 93-151), İletişim Yayınları, İstanbul.

GÜRİZ, Adnan, (2011) Sosyal Demokrasi İdeolojisi,  Phoenix Yayınevi, Ankara.

HAMUT, Ali Hasan, (2011)Kürt Sorununa İslami Bakış, ARGE Analiz, 15-17.

HEATOR, Derek, (2007)Yurttaşlığın Kısa Tarihi, Çev. Meral Delikara Üst, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara.

HÜRRİYET, (2014) Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda TOBB’a Konuştu, http://www.hurriyet.com.tr/gundem/27761192.asp, (Erişim Tarihi:05.01.2015).

HÜRRİYET,(2008) Türbanın Çözümüne DTP’den Destek Yok, 17 Ocak,http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8048285.asp,(Erişim Tarihi: 15.04. 2015).

IZADY, Mehrdad , (2004) Bir El Kitabı Kürtler, Doz Yayınları, İstanbul.

İLHAN, Atilla, (2004) Hangi Laiklik, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.

JENKINS, Gareth, (2014) ‘‘PKK-Hizbullah Çatışması Tüm Türkiye’ye Yayılabilir’’, Agos,http://www.agos.com.tr/tr/yazi/8266/pkk-hizbullah-catismasi-tum-turkiyeye-yayilabilir, (Erişim Tarihi: 20.01 2015).

KCK Genel Başkanlık Konseyi, “Önderlik Gerçeğini Doğru Kavrayalım ve Önder Apo’yu Özgürlüğüne Kavuşturalım” Serxwebun, Sayı 385 (2014), 24. http://www.serxwebun.org/arsiv/385/files/assets/basic-html/page24.html (Erişim Tarihi: 15.04.2015).

KESKİN, Eren, “Haklı Galibiyet”, Özgür Gündem, 2 Mart 2015.http://ozgur-gundem.com/yazi/127187/hakli-galibiyet, (ErişimTarihi: 10.04.2015).

KILIÇBAY, Mehmet Ali (2003) Cumhuriyet ya da Birey Olmak, İmge Kitabevi, Ankara.

KIŞLALI, Ahmet, (1991)Siyasal Çatışma ve Uzlaşmahttps://docs.google.com/file/d/0B1uPmG61ZGd0ZS00LVJGaHFmV3M/edit?pli=1,(ErişimTarihi: 24.04.2015).

KIŞLALI, Ahmet Taner, (2001) Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi,İmge Kitabevi Yayınları, Ankara.

KÖKER, Levent, (1998) İki Farklı Siyaset, Vadi Yayınları, Ankara.

KURUBAŞ, Erol, (2008) Etnik Grup-Devlet İlişkilerinin Sorunsallaşması ve Aktör Tutumlarındaki Açmazlar: Türkiye’deki Kürt Sorunu Örneği,Liberal Düşünce. 19-50.

KURU, Ahmet. T. (2011) Pasif ve Dışlayıcı Laiklik, ABD, Fransa, Türkiye,İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul.

LACAN,Jasques, (2015)Dinin Zaferi, Çev. Deniz Kurt, Altıkırkbeş Yayın, İstanbul.

MATUR, Bejan, (2011)Dağın Arkasına Bakmak, Timaş Yayınları, İstanbul.

MERİAM, Sharan B, (2013)Nitel Araştırma: Desen ve Uygulama için Bir Rehber, (Çev. Selahattin Turan), Nobel Yayın, Ankara.

MEMDOĞLU, Mehmet, (2014)Abdullah Öcalan’ın Din Okumaları, Anatolia Kitap, İstanbul.

MİLLİYET, (2015) Tunceli’de 8 Mart Kutlaması,http://www.milliyet.com.tr/tunceli-de-8-mart-kutlamasi-tunceli-yerelhaber-660570/,(Erişim Tarihi 6.10.2014).

MUMCU, Uğur, (1992) “Gözlem”,Cumhuriyet, Eylül 26, http://www.umag.org.tr/default.asp?l=tr&kid=2&alt_kid=13&alt_kid1=55,(ErişimTarihi: 10.04.2015).

NARLI, Nilüfer, (1994)  Türkiye’de Laikliğin Konumu, Cogito dergisi, sayı:1 s. 23-33.

OKÇUOĞLU, İbrahim, (2014) Kuzey Kürdistan’da Kapitalizmin Gelişmesi, Sınırsız Yayın, Ankara.

ORWELL, George, (2004) Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, Can Yayınları, İstanbul.

ORAN, Baskın, (2001) Türk Dış Politikası-1, İletişim Yayınları, İstanbul.

ÖCALAN, Abdullah, (1993)Kürdistan Devriminin Yolu (Manifesto), WeşanenSerxwebun, Köln.

ÖCALAN, Abdullah, (1994) Demokratik Devrimde Halk Serhildanları Cilt 1, Bilim Aydınlanma Yayınları.

ÖCALAN, Abdullah, (2001)Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa AİHM Savunmaları Cilt 1, Mezopotamya Yayınları, Köln.

ÖCALAN, Abdullah, (2008)Din Sorununa Devrimci Yaklaşım, Serxwebun, Köln.

ÖCALAN, Abdullah, (t.y.)Seçme Röportajlar Cilt II, Bilim ve Aydınlanma Yayınları.

ÖCALAN, Abdullah, (2004) Bir Halkı Savunmak, Çetin Yayınları. http://www.idefix.com/kitap/bir-halki-savunmak-abdullah-ocalan/tanim.asp?sid=H0IOVEOHPH6SHBQYY15H,(Erişim Tarihi: 09.03.2015).

ÖCALAN,  Abdullah, (t.y.) Apocu Militan Kişilik, Bilim ve Aydınlanma Yayınları.

ÖCALAN, Abdullah, (t.y.) Bilimsel Sosyalizmde Bunalım Uluslararası Komplo ve PKK Dönüşümü, Serxwebun, Sayı 399 t.y.http://www.serxwebun.org/index.php?sys=naverok&id=209,(Erişim Tarihi: 20.05.2015).

ÖCALAN, Abdullah, (1990) Özel Savaş Sisteminin Psikolojik Boyutları ve Buna Karşı Yurtseverlik Görevlerimiz,Serxwebun, Sayı 108.

ÖCALAN, Abdullah, “Dördüncü Stratejik Mücadele Dönemi, Devrimci Halk Savaşı’nın Güç Aldığı Koşullar”, Serxwebun, 2010, http://www.serxwebun.org/index.php?sys=naverok&id=31,(Erişim Tarihi: 06.03.2015).

ÖKTEM, Niyazi,  (1994) Dinler ve Laiklik, Cogito dergisi, Sayı:1 s. 33-51.

PEKASİL, T. (2013) Dini Statü Tiplerinde Farklılaşma: Cizre Örneğinde Şeyh, Molla ve Seyyidler. Tarih, Kültür ve Sanat Araştırmaları Dergisi .

PERİNÇEK, Doğu, (2013)Bilimsel Sosyalizm ve Bilim, Kaynak Yayınları, İstanbul.

PERİNÇEK, Doğu, (2013) Türkiye Solu ve PKK, Kaynak Yayınları, İstanbul.

RADİKAL, (2013) Türk’den de Kürt’den de Özür Diliyorum, 24 Mart, http://www.radikal.com.tr/politika/turkten_de_kurtten_de_ozur_diliyorum-1126443,(Erişim Tarihi: 7.02.2015).

SAKALLI, Nuray, (2006)Sosyal Etkiler, Kim Kimi Nasıl Etkiler?,İmge Kitabevi Yayınları, Ankara.

SEMİZ, Burhan, (2013) PKK ve KCK’nın Din Stratejisi, Karakutu Yayınları, İstanbul.

SERXWEBUN,(1990)Türkiye’de Son Siyasal Durum ve İyice Dayatan Devrimci Görevler, Sayı 108, 13. http://www.serxwebun.org/arsiv/108/#/12/,(ErişimTarihi: 08.03.2015).

STROHMEİER, Martin &HECKMANN, Yalçın Hale, (2013)Kürtler: Tarih, Siyaset, Kültür, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul.

TAN, Altan, (2012) Kürt Sorunu, Ya Tam Kardeşlik Ya Hep Birlikte Kölelik, Timaş Yayınları, İstanbul.

TANİLLİ, Server, (2002)Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş, İstanbul: Adam Yayınları.

TEMİZÖZ, Cemal, (2012)Kuruluşu, İnfazları, Katliamlarıyla Siyasallaşan PKK Terör Örgütü, Togan Yayıncılık, İstanbul.

TEKİN, Arslan, (2013)  İmralı’daki Konuk, Paraf Yayınları, İstanbul.

TİMUR, Taner, (2014) Laiklik. G. Atılgan, & A. Aytekin içinde, Siyaset Bilimi (s. 171-185),  Yordam Kitap, İstanbul.

TÜRNÜKLÜ, Abbas, (2000) ‘‘Eğitimbilim Araştırmalarında Etkin Olarak Kullanılabilecek Nitel Bir Araştırma Tekniği: Görüşme,Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi, sayı 24, s.543.

WODAK, Ruth, &KRZYZANOWSKİ, Michal, (2008) Qualitative Discourse Analysis In the Social Sciences. Palgrave Macmillan.

VELİ, Abbas, (2004)Serbesti, s. 11.

YAYLA, Atilla, (2014)Karşılaştırmalı Siyasal Sistemler, Ankara: Liberte Yayınları.

YAŞLI, Fatih, (2014)AKP, Cemaat, Sünni-Ulus, Yeni Türkiye Üzerine Tezler,Yordam Kitap, İstanbul.

YAVİ, Ersal, (2006) Kürdistan Ütopyası-1, Yazıcı Yayınevi, İzmir.

ZAMAN, (2015) Amberin Zaman Bayık’la Konuştu: Kandil’in 6 Şartı, Taraf, 16 Mart, http://www.taraf.com.tr/yazarlar/32497/,(Erişim Tarihi: 20.04.2015).

Mülakatlar

Abdülbaki Erdoğmuş ile Nisan 2015 tarihinde  yapılan mülakat.

Cemil Gündoğan ile Mayıs 2015 tarihinde yapılan röportaj.

Onur Emre  Yağan ile Mayıs 2015 tarihinde yapılan röportaj.

Mehmet Yavuz ile Kasım 2014 tarihinde yapılan röportaj.

İlgili Haberler :

www.gultekinparlak.co.uk/2016/02/25/didem-tomaslar-pkknin-laiklik-soylemi-bolum-1/

www.gultekinparlak.co.uk/2016/02/25/didem-tomaslar-pkknin-laiklik-soylemi-bolum-2/

www.gultekinparlak.co.uk/2016/05/25/didem-tomaslar-pkknin-laiklik-soylemi-bolum-3/

www.gultekinparlak.co.uk/2016/05/27/didem-tomaslar-pkknin-laiklik-soylemi-bolum-4/

Hakkında admin