ÖFKENİN KALESİ HÜZÜN

huzun_3

“ ÖFKENİN KALESİ HÜZÜN”
” BİR KAFATASÇININ GÜNLÜĞÜNDEN İNSANLIĞIN SONU ! “
” TARAF OLMAK ZORUNDA OLDUĞUNU HİSSEDENLERE İTHAF EDİYORUZ”
Birkaç zamandır “ hüzün “ üzerine düşünüyorum.
Türkçe düşünmeleri ingilizce klavye ile yazıya dökmenin zorluğunu gördüğümde eski dostum “kaleme” sarıldım. Her nasılsa değişik olgular karşısında karşıma çıkan “hüzün” konusunda bu kadar derin düşüncelere daldığımı hatırlamıyorum. Fakat “ hüznüm “ bir dost kazandırınca, hüzün üzerinde biraz kafa yormam gerektiğini anladım.

“ Hüznün “ çekiciliği olur mu ? diye düşündüren “ hüznün beni çekti “ cümlesinden sonra aslında hüznün değişik yüzlerini gördüm.

Bir keskin kalem ile dile gelen duyguların ışığında ortaya çıkan bu satırlar aslında hüznün anatomisi ile ilgilidir. 
Toplumsal nevrozlar arasında yüreğimizdeki “ sevgi “ yi korumaya çalışan basit ve aciz varlıklar olarak bizler hüznün oluşturduğu tablo ile hayat gerçeklikleri arasındaki bağı hafife alıyoruz gibi.
Sen ömrün her safhasında
Daima aydınlık güzelsin
Güle güle güzel usta, yolun açık olsun.
Gittiğin yere güzellikler gelecek
Maç bitti uzatma yok… 

Yaşamın dinamiklerini eleştirilen güçlü kalem sahibi Fethi Naci ile ilgili bir makaleden aklıma takılmış olan bu mısralardaki maç bitti uzatma yok benim için Hüznün resmini ifade etmektedir.

Hüzün yok ki be usta sinirleri alınmış bir toplumun cinsiyet sorunlarının nevrotik yanılsamalarının yaşandığı bugünlerde yitip gidenlerin ardından bu satırları yazmak o kadar kolay ki be usta. Bu satırları oluşturan kavramlara anlamlandırmalar kazandırmak kendince, kendi iç kargaşasını o kavramlara yüklemek ne kadar basit bir şey aslında, acizliğin göstergesi.
Hüzün ;
– Bazı sabahlar banka kulübelerinde uyaya kalmış kimsesiz çocuklar olarak olarak ,
– Bazı zamanlar 16 saat çalışan Taksici Esnafı olarak,
– Bazı zamanlar Giden bir Sevgilinin ardından,
– Bazı zamanlar yitip giden Dostluklar,
– Bazı zamanlar Neşet babanın dizelerinin kulaklarımızda bıraktığı tınılar şeklinde görünen Hüznün ideolojisi olur mu be arkadaş.

Hüznün ideolojisi varsa şayet o varlığın ruhunda açtığı derinliklerdir.

Görmek midir hüzün, hissetmek midir hüzün ?
Göz görmediğinde kalp hissetmediğinde YOK hüzün sana merhaba…

Hani benim sevincim nerede ? 
Hüzün denizinde kayboldu.
Denizin kudurmuş dalgaları gibidir hüzün.
Hüzün ” Eskiler ” in intikamıdır. Öfke oku yüreğini deler geçer, 
Yüreğinin derinliklerinde kaybolan Sevgi nin katili Öfke nin kankasıdır Hüzün….

Hüzün hissi ile Öfke arasındaki derin bağlar, insanı bağlar diyoruz ….

Aslında bizlere yalan söylediler dostum. Hüzün ne kadar gerçeklik ise Öfke de o kadar bir gerçekliktir yaşamın tualinde…

İnsanın ilkel bir varlığa dönüştüğü ilk duraktır Hüzün.
Hüzünler biriktikçe Öfke nin kapısı aralanır…

Hüzün gölgesinde ortaya çıkanlar insana “ Ben “ in ilkelliğinin sınırlarının başlangıcı iken, öfke, bu sınırların ötesine atılan büyük bir adım gibidir.

Kasımda Aşk başkadır.

Aslında Hüznün ana kaynağı kaybedilmişlik gerçeği ile karşı karşıya kalmak
Kandırılmışlıklar içinde yitip giden zamanın sorumlusu, senin değiş-tokuş yapıldığın, “o” hayatındaki “ eskiler “ dir. Teorik olarak o eskiler ortadan kalkınca resim kendiliğinden değişir ve değiş-tokuş silinir artık ufuklardaki dalgalar arasında kaybolan gemi yeniden ortaya çıkar. Varlık hüznün kaynağına asidir. Işte bu asilik Öfke nin işverenidir. Öfke sürekli bir şekilde “ eskiler “ e gözünü dikmiş beni yaratan Hüzünlerin kaynağı sensin demektedir. Haksızda sayılmaz yani.

Bir zamanlar gözlerinde huzurun umudunu aradığın “ o “ hüznün kalesi, öfkeyi besleyen bir gıdaya dönüşmüş ve “ eskiler “ e düşman olmuştur.

Öfkeye demir atmış olmanın sebebi eskilerin benliklerindeki ötekileştirmelerin esiri olmuş “ o “ nun hayatındaki belirleyici “ eskiler “ şimdinin önündeki engel ve korkularla yön verilen bir geleceğin nedenidir. Yani artık huzur ve mutluluk “ eskilere” esir edilmiştir.

Oysa bir umuttu, peki şimdi, merak ettiği gücün sınırlarını öğrenmesini aslında “ eskiler “ sağlayacaktı. Eskiler eskimemişti fakat bir engeldi mutluluğun önündeki.

Aşk ,

Aşk nedir ki yaşama karşı uyumaktır…
İç ben in doğa ya gösterdiği dirençtir aşk…

Aslında Aşk ın Aşık olunanı hep vardı.
Bekliyordum bir gün….
Aslında “o” ortaya çıkmadan önce Aşk tı…
Aslında “ Canım “ “ Herşeyimsin “
kendi benliğinin yanılsamalarına Aşk’ı esir etmekten öte gitmeyen bir düşüncenin ürünü anlamlandırmalardı.

Aslında “Herşeyin “ fiziksel tutkunluğunun göstergesi idi.

Aslında sen ortaya çıktığında Aşk beni terk etti.
Sen yokken de vardın Aşk olarak Benliğimde…
Bir ırmak gibi çağlıyordu yüreğimde…
Hep beklediğim “sen “ varolanı alan “sen”

Esq tu zere mi di gulbang dano
Esq tu yo zere mi di gulbang dano

Gölge misali beni takip eden mutluluğumun katili “ merak ettiğin gücün “ sınırlarının ne olduğunu Hüzünlerimin ait olduğu “ Eskimeyen Eskiler “ i ÖTEKİLEŞTİRDİĞİMDE göreceksin…

Sevgiye İhanet Eden Soysuzlara ve Hüznün Anıt Mezarına…

Hakkında admin